Bu sabah değişik bir şey yapalım dedik ve parkta piknik yapmaya karar verdik. Yanımıza aldık termosları (hem de su ve dem için ayrı termoslar) kahvaltılıkları, düştük yola. Yola düştük dediysem 5 dakikalık bir yürüyüş yolu. Genelde piknik alanı dolar taşar piknikçilerle, ama bu sefer sadece 1 masa doluydu, tatile ve güzel havaya rağmen hem de. İki arkadaşımız ve 2 çocukları da bize eşlik ettiler.
Yağmur uyumakta biraz zorlandı, uyuduktan yarım saat sonra da şaşkın ben, aman üzerini biraz daha örteyim de üşümesin, derken uyandırdım kuzuyu. Yemek saati gelip de, sıcak suyu son damlasına kadar içtiğimizi fark edince, Yağmur’un yemeğini kafeye gidip ısıtmaya karar verdik. Orada kuzenleri de bize katıldı.
O masa olsun, bu masa olsun derken, bir baktık ki Ömer yanımızda yok. Sadece 2.5 yaşında ve kaybolmuştu. Herkeste bir panik bir telaş, annesinin yüzü kireç gibi oldu. İlk önce havuza baktılar, yürekleri ağızlarında. Dakikalar geçiyordu, her yere bakıyorlar, elde telefon, ben şuraya baktım sen buraya bak diyerek. Derken baba aradı, tuvaleti gelmiş kuzunun, kendi başına gitmeye karar vermiş. Herkes rahat bir nefes aldı.
Annesi, film şeridi gibi her şey gözümün önünden geçti, bütün sızlanmalarım, şikayetlerim (ilk çocukları 2 yaşındayken, 2 numara 2 ay erken geldi, zor günlerdi) hepsi aklıma geldi, al bakalım sen misin şikayet eden, dedi. Neler yaşadığını tahmin bile edemiyorum, sadece metanetini görüp, saygıyla eğiliyorum. Sanırım ben soğukkanlılığımı koruyamazdım. Geçen hafta Yağmur sehpaya çarpıp dudağını kanattığında, iyi ki yalnız değildik. Titreyerek sadece dudağı kanıyor, dudağı kanıyor, diye bağırabilmiştim.
Akşam eve gelince, Şile’de kaybolan çocuğun bulunduğu haberini okudum, aslında sadece başlığı okuyabildim. Rahat bir nefes aldım.
Allah kimseyi yavrusundan ayırmasın…


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder