Uzun bir aranın ardından tekrar yazıyorum. Makul mantıklı bir sebep sunamayacağım, bu yazamama durumlarıyla ilgili. Ara uzun olunca, bir sürü konuyu da es geçmiş gibi oluyoruz. Mesela bayram.
Geçtiğimiz şeker bayramı Yağmur’un aslında 2. bayramıydı. İlkinde o da, ben de bir şey anlamadık çünkü 1 haftalık bile değildi henüz. Bu bayramda, sabah babannesi, dedesi, halası, eniştesi ve şeref misafirimiz Deniz ile birlikte şahane bir kahvaltı yaptık. Sorası ise uzun bir hafta sonu tatilinden farksızdı sanki.
Ben çok kalabalık bir ailede büyüdüğümden (teyzeler, halalar, kuzenler…) bayramlarda da hep bir arada olurduk, curcuna, gırgır, şamata… Bayram sabahları, nedense bizi diğer günlerden daha erken uyandırma gibi bir çaba olurdu bizimkilerde. Kardeşimle ben oralı olmayınca, babam klasik bayram tehdidini ederdi: kalkmayana bayram parası yok, haberiniz olsun. Jet hızıyla kalkıp, elimizi yüzümüzü yıkayıp, bayramlıklarımızı giyip (mutlaka alırdı annem yeni giyecekler) el öpmek için yarışırdık. Parayı cebe indirince de başlardı planlar, nereye gitsek, ne yapsak da harcasak. Batardı sanki o para, harcanması lazım hemen.
Ve anneannem… Bizdeyse eğer, herkes damlardı birer ikişer. Değilse biz giderdik ilk iş onu görmeye. 4 yıl 4 ay geçti sensiz. Bayramlar eksik, her şey eksik…

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder