Geçen hafta Cumartesi sabahı düştük yollara. Yağmur’dan önce uyandığım, daha doğrusu Yağmur tarafından uyandırılmadığım nadir günlerden biriydi. Yolculuk öncesi çok korkuyordum açıkcası. Kafası bozuksa Göztepe- Kadıköy arası, kısacık mesafelerde bile kıyametleri koparan, koltuktan inmek için türlü taklalar atan, mızık mızık mızıklayan kuzu (burada sıpa daha uygun olurdu galiba) 7-8 saatlik araba yolculuğunda neler yapardı acaba. Yola çıkmadan birkaç yeni oyuncak aldık, mıkırdandıkça çıkartmak üzere. İşe de yaradı, beklediğimden çok daha iyi geçti yolculuk.
23 Nisan’ı yolda geçirdiğimiz için, hiçbir etkinliğe Yağmur’u götüremeyecek olmak biraz sinir bozucuydu. Ana yüreği işte hep üzülecek, dert edecek bir şey bulmak lazım, değil mi. Bindiğimiz feribotun içi ise çocuk doluydu. Birkaç kere baştan sona dolaştı, çocukları izledi. Cama çıktı, denize baktı bol bol.
Mola yerinde ise, mc donalds’ın palyaçosuna bayıldı. Yerinde oturmak istemediği için, yemek yerken sırayla peşinden koşuyorduk Yağmur’un. Babasının nöbetinde, palyaçonun tuttuğu oyuncak kutusunun nasıl açılacağını keşfetmiş. Yanlarına gidince babası bana sordu, açmayı denesene şunu diye. Daha 1.5 yaşına gelmemiş çocuğun yapabildiklerini yapamayınca insan bozuluyor biraz.
İzmir’e ulaşınca, ananesi, dedesi ve teyzesi Yağmur’u kaptıkları gibi önce parka, sonra bir alışveriş merkezindeki mini lunaparka götürdüler. Trenlerin hastası olan ama bizimle beraber binmeye alışkın kuzu da, miniklerin tek başlarına emniyet kemeri ile bağlanarak bindiği trende, ufak çaplı bir şok yaşamış. Sağına soluna bakmadan put gibi oturmuş ve ilk kez ‘gine gine’ (yine, gene) dememiş.



yağmur'un saçları uzamıııış!!!
YanıtlaSilevet, birkaç tel ama uzadı :)
YanıtlaSil