Dün Ayşe ile (bakıcımız) Yağmur’un yazlıklarını kaldırdık, kışlıklarını çıkardık. Daha 4 ay önce giydiği kıyafetler, küçücük geliyor şimdi, insan gözlerine inanamıyor. Hatta bazı yazlıklar bile küçülmüş durumda. Gerçi artık uyandım duruma, 2-3 yaş alıyorum kıyafetleri, ya büyük geliyorlar ya da çok büyük. Şimdiden koskoca bir hurç eski kıyafetimiz oldu ama 4. aydan itibaren giydikleri arasında lekesiz kıyafeti yok gibi bir şey.
Sık sık 2. çocuğu yapmamız için gaz vermeye çalışan Ayşe de, hurca bakıp fırsattan istifade, bunlarda 2. çocuğa artık, dedi.
Pazar günü, Yağmur ve Duru sonunda tanıştılar. Aynı yaş (ay) grubunda aynı şeylerin yapıldığına canlı canlı tanık olduk. Aynı huysuzluklar (bizimkinde biraz daha fazlaydı sanki o gün), aynı bilinmeyen dilde gevezelikler, aynı hareketler… Hatta Kıvılcım iddia ediyor ki, Selen ile ben de benzer davranıyormuşuz, benzer tepkiler veriyormuşuz. Demek ki aynı yaş grubunun annelerine kadar gidiyor bu standartlar.
Pazartesi sabahı anneanne ve dede ziyaretimize geldiler sonunda, özlemişiz. Yazı Yağmur’u kucağında gezdirerek geçiren babam, yine aynı modda yaklaşınca, Yağmur’un çığlıklarından nasibini aldı. Sokakta dolaşmıyorsan, sıpayı kucakta tutmak diye bir şey söz konusu bile değil artık. Bu arada ben de hasta olmak için güzel zaman seçmişim. Burun tıkanıklığı ve boğaz ağrısıyla durumu yırtarsak süper olacak. Maskelerimi kopartıp atmasına rağmen, şimdiye kadar Yağmur’a bulaştırmamayı başardım, umarım böyle devam ederiz.
Bu arada Pazar sabahı, tavşan dişin yanındaki diş de patladı. Bunu da kayda geçirelim.
Bir önceki yazıdaki kediyi görüp, nasıl yani kedi mi aldınız diyenler oldu. Yok, kedi falan almadık tabii ki ama aklımıza gelen bir hikayeyi de anlatmadan geçemeyeceğim.
Sünnetçinin biri dükkan açmış bir gün, vitrine de çalar saat koymuş. Açılışa gelenler sormuş, yahu ne alaka çalar saat, diye. Sünnetçi de cevaplamış, ya ne koysaydım!
Yağmur ve uyku... Ne resmi koysaydım :)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder