Bir yıl daha geçti dolu dolu yaşadık her anını. Hatta şahsen ben 2 yıl yaşamış gibi oldum, biri gece biri gündüz. Yağmur uyuyarak girdi 2011’e, daha çok uyur mu acaba bu sene (Nelerden medet umuyorum yaa)
Medet demişken geçenlerde de bir arkadaşım bir uyku taşından bahsetti (ametist). Taş yakınlarda olduğunda daha iyi uyunurmuş falan filan. Kıvılcım’a ‘alıp bi tane koyalım odasına, ne kaybederiz’ dediğimde, şiddetle karşı çıkınca saçmalama demek suretiyle, taş maceramız başlamadan bitti. Aslında o taşlardan bana daha çok lazım yaa neyse.
Her yıl olduğu gibi bu yılbaşı da, yeni (bazıları eski) hedefler belirlendi, kotarılacaklar listesi yapıldı. Garip bir şekilde kendimi daha bir, her şeyi yapabilir hissediyorum. Gelip geçici bir hissiyat değildir inşallah.
Ayrı bir yeni yıl yazısı için sanki geç kalmışım gibi hissettiğimden girişte biraz değinelim dedim. Gelelim esas konuya.
Yağmur’u oyalamak için sürekli yeni bir şeyler yapmak, oyunlar icat etmek gerekiyor. Hafta sonu da çadır kurmaya karar verdik. Ben gidip, çocuklar için olan oyun çadırlarından almayı planlıyordum ama elimizdekini kurup tepkisine bir bakalım dedik. Çadırı kurup da tüm salonu kapladığını görünce, hiç de iyi bir fikir olmadığı hissiyatı sarmaya başladı bizi ama severse birkaç gün katlanırız varlığına diye düşündük. Sürekli her şeyin altına ya da içine girmeye çalışan sıpa, istemedi girmek çadıra. Sonra beraber girdik ama içinde oynamayı beceremedik pek, hep dışarı çıkmak istedi. Aahh aahh çocukken bir çadırımız olacaktı ki evin içinde, ne oynardık…
Son günlerde kondisyon bisikletine sarmış durumda. Sürekli tırmanmaya, kayışlarını hareket ettirmeye çalışıyor. Yıllar sonra birilerinin ilgilenmesi güzel tabii. Gerçi eski evde yatak odasındaydı ve günlük kıyafetlerimizi asıyorduk kollarına, hakkını yemeyelim şimdi, gayet iş görüyordu yani.
Basketbol öğreniyor Yağmur, fileden geçirince topu baassskeeett diyoruz çok seviniyor ‘Fotoğrafını çekmezsen yaşıyor gibi hissetmeyecek misin’ diyerek elimde makineyle gezmemi eleştiren baba da, onu bu halde görünce sanırım bayağı duygulandı ki sarıldı hemen fotoğraf makinesine. İyi de yaptı.
Pazar günü Caddebostan Nero’nun parkındaki yaylı oyuncaklara bindi. Ama ne hikmetse, bindiğinden memnun kalmayıp, 10 saniye içinde ıhh ıhh diye bir yanındakini gösterdi hep. Aynı formatta 4 tane yaylı oyuncak vardı ve aralarında dolaşıp durduk saçma bir şekilde.
Dün çalışma odasına girdiği sırada, babasını karıştırmayı çok sevdiği dolabı üst kısmından bantlarken buldu ve bağırmaya başladı. Hışımla yanına giderek kapağı açmaya bile çalışmadan bantları sökmeye uğraştı. Bir yandan da söylendi durdu.
Bizim konuşmalarımızı tekrarlamayı çok seviyor. Kıvılcımla konuşurken söylemesini istemediğim bir şeyleri mırıldandım daha doğrusu yuvarladım ve beni aynen taklit etti. Demek ki ağzımızdan çıkan her şeye çok dikkat edeceğiz bundan sonra.



"Hatta şahsen ben 2 yıl yaşamış gibi oldum, biri gece biri gündüz." öyle güzel ifade etmişsiniz ki.. hep diyordum ki ilk oğlumda ilk yıl ağır çekimde, hayatımın en uzun yılıydı diye.. sebebini bu sözle anladım:) sevgiler
YanıtlaSilteşekkürler :)
YanıtlaSil