
Kontrol manyaaa ebeveyin profili çizmek istemem ama Yağmur daha doğmadan, ona hangi oyunları ne zaman anlatacağımın hesabını yapmıştım.
İlk giriş Tangram'la olacaktı. Şekiller konusunda genel bir algısı olması açısından ve daha çok çocuk oyunu gibi gözükmesi yüzünden böyle düşündüm.
Akabinde Go ile tanışacaktı. Sonra Origami sonra Dama, sonra Tavla, sonra Satranç, Mikado, falan.
Fakat, iki gün önce kendisini bir türlü oyalayamayınca dedim "gel senle Go oynayalım".
Daha önce birçok defalar beni monitörde Go ya da Kara Kedi oynarken görmüştü, hemen "Go, go, go" diye çırpınmaya başladı.
Önce yanımda taşıdığım 9x9'luk takımı çıkarttım, sonra da 19'luk ahşap tahtayı. Hemen ilgilendi kerata, hatta ilgilenmek ne demek, siyah ve beyaz parlak taşları görünce çıldırdı. Avuç avuç almaya, tahtanın üstüne gelişigüzel yerleştirmeye başladı.
O kadar keyifliydi ki, sonunda taşları ağzına götürmeye başladığı için kaldırınca çığlığı bastı.
Ertesi gün ise yanıma geldi ve "Go go go" diye beni çekiştirmeye başladı. Vay be dedim, Go'nun bağımlılık yaptığını biliyordum ama bu kadarını da beklemiyordum açıkcası, hemen aldım tahtayı açtım önüne. Yine bir önceki gün gibi oynamaya başladı.
Ama arada bana dönüp "Otu, otu (otur)" diyordu. Halbuki ben de yanında oturuyor haldeydim. "Herhalde" dedim, "başka bir şey demeye çalışıyor.". Kendisi ile ilgilendim sustu, ama biraz sonra tekrar "Otu, otu" diyip beni çekiştirmeye başladı. Pek anlam veremedim ne yalan söyleyeyim.
Ta ki akşam annesi "Farkında mısın, böyle yanına birazdan kalkacakmış gibi iğreti oturduğunda ya da uzandığında, "otu, otu" diyip bizi düzeltmeye çalışıyor" diyene kadar.
Öyle baka kaldım, ağzım açık.
Ünlü bir Zen hocasına meşhur soruyu sorarlar:
-Zen nedir?
-Yürürken, yürümek, yemek yerken yemek yemek, uyurken uyumak.
Modern dünya ise tam tersini marifet sayıyor, yatarken televizyon seyretmek, yürürken müzik dinlemek, araba kullanırken telefonla konuşmak, yemek yerken gazete okumak. Hiçbir anın kendinden memnun olmayıp, herşeyi bir şeyle çiftlemek, üçlemek. Sossuz yemek yememek, hiç yoksa kaşara bir ikinci dilim eklemek. Belki de anı yoketmenin, yaşamamanın tek yolu. orda bulunmamak.
Halbuki Yağmur saf bir Zen ustası olarak bana öğretti ki, adam gibi yaşamak istiyorsan, önce adam gibi "Otu, Otu!"

seçiğiniz oyunlar çok güzelde dediğiniz gibi ağzına atma tehlikesi var bence daha yaşına uygun oyuncaklar verirseniz daha rahat olursunuz.ev kazalarını göz önünde bulundurmak lazım.merakı varsa ilerleyen yaşlarda zaten oynayacaktır.nacizhane fikrim sevgiler...
YanıtlaSilKesinlikle haklısınız.
YanıtlaSilŞu anda da ancak günde bir onbeş dakika filan (maksimum) o da başka hiçbir türlü susturamadığımızda bunları veriyoruz ve oynarken aralıksız birimiz sadece Yağmur'a bakıyor, değil go taşı, elini ağzına götürdüğü anda müdahale ediyoruz. Bir iki kere denedi.
Yutmaya teşebbüs edemeyeceği go taşları üzerine de çalışmalarımız var :)
Tekrar teşekkürler.