Büyüyorum

Lilypie Second Birthday tickers

1 Aralık 2010 Çarşamba

Yağmur Artık 1 Yaşında

Bugün Kıvılcım, Yağmur ve benim için bir yazı yazmış, öyle duygulandım ki. Bu güzel yazının editörlüğünü yapmak da bana düştü. O günlere ait çok sevdiğim bir fotoğrafla birlikte yazıyı aynen ekliyorum.  


Yağmur artık bir yaşında. Halbuki hayatımıza gireli nerdeyse iki yıl oluyor, ismini koyalı ise altı yıl :)

(Ne kadar da çabuk geçtiiii diyenleri direkt annesine yönlendiriyoruz, geri kalan okumaya devam etsin)

Belki zaman değil ama tecrübe gerçekten göreceli. Bu süre içinde o kadar çok şey yaşadık, o kadar yeni tecrübe edindik ki, şu an geriye dönüp bakınca nasıl yani anca bu kadar mı yol katettik diye şaşırıyor insan. Sanki bir dağa tırmanır gibi.

Bu süre içinde bile o kadar çok hatıra oldu, hatırlanan o kadar detay var ki daha önce hayatımızda olmayan.

Mesela bir tanesi, Yağmur'un bana ilk öğrettiği dersi anlatmak isterim. Sanırım Şubat ayındaydı. Yağmur doğalı yaklaşık üç ay olmuş, bu süre içinde Yağmur-Mine ortak yaşarı tamamen bütünleşmişti. Öyle ki, Mine'nin Yağmur olmadan geçirdiği birkaç saat bile olmamıştı.

Bu sebeple biraz nefes almak ve kafasını toplamak için bir cuma akşamı işteki kızlarla bir organizasyon yaptı. Güzel bir yerde bir akşam yemeği, sohbet, müzik vs. Yağmur'a bakmak da bana düştü. Aslında babaannesi de gayet bakabilirdi ama Mine'nin Yağmur'a ne kadar bakabileceğimle ilgili şüphelerinin bir test edilmesi gerekiyordu sanırım, bir sabah, laf arasında "sen bakabilir misin birkaç saat?" diye sıkıştırıverdi.

Tabi ki bakabilirdim, ne olacaktı ki? Bebek işte, yiyo, içiyo... tuvalete gidiyor!
:) Aynı hızda kabul ettim, belli etmemeye çalıştı ama sanırım bayağı bir şaşırdı oğlumun annesi.

O gün geldiğinde saat 5:30 gibi evdeydim. Yağmur yaklaşık yirmi dakika önce uyumuştu, bir saat kadar filan uyuması bekleniyordu.

Tabi ki yarım saat içinde uyandı ve başladı ağlamaya.

Mamasını verdim sustu.

Beş dakika sonra tekrar başladı.

Gazını çıkarttım sustu.

On dakika sonra tekrar başladı.

Altını değiştirdim sustu.

On dakika sonra tekrar başladı pışpışladım.

Sustu.

Yarım saat sonra tekrar başladı...

Ve susmadı.

Salladım, dışarı çıkarttım, içerdeki odaya götürdüm, hamağa yatırdım, yatağına yatırdım, altına baktım, su verdim, arabasına bindirip turladım, ninni söyledim, şarkı söyledim, maç anlattım, kitap okudum.

Ne yaptıysam susmadı.

Demek ki bugün o günmüş diye düşündüm, çaresiz, elim kolum bağlı çaresiz kalacağım gün.

Mine›yi de özellikle aramıyordum zira, kırk yılın başı huzurlu bir kaç saat geçirsin istiyordum.

Aslında şövalyevari bir şekilde kendimi feda ediyordum
;) Daha doğrusu, «bunca aydır bir üç saatliğine çocuğa bakamadı.» yaftası yemekten endişe duyuyordum.

Fakat bağırmalar artık tahammül edemeyeceğim bir seviyeye ulaştığında, bütün bunları unuttum. Tam ben de bir çığlık atacaktım ki, bir an dışardan biri beni böyle görse ne düşünür diye aklımdan geçirdim. Herhalde gülerdi çaresizliğime, gerçekten de yüz ifademle, vücut dilimle çaresizliğin karikatürize edilmiş bir şekilde vücuda gelmiş haliydim o an. Ve ilginç bir şey oldu, sanki ayağı kayıp düşmesine rağmen durumun komikliği karşısında kendini tutamayan adamlar gibi bir kahkaha attım. Gayet içten, dolu dolu bir kahkaha.

Ve Yağmur dindi...

O an çok önemli bir şey öğrendim. İnsan gerçekten ama gerçekten çaresizlendiğinde, yapacak hiçbir şeyi kalmadığında yapabileceği en iyi şey, çaresizliğin suratının tam ortasına bir kahkaha indirmek. Filmlerde esir alınmış kahramanların, işbirliği isteyen kötü adamların suratına tükürmelerini hep yoğun acılara gebe, romantik bir hareket olarak algılayan ben, sonunda Kaizer Soze›nin ne hissettiğini anlamıştım.

Bu Yağmur›un öğrenmeme vesile olduğu onlarca (eğer yüzlerce değilse) küçük dersten biri.

Küçük oğlumuz şu an bir yaşında. Enerjisi, heyecanı, en ufak şeylere bile gösterdiği yoğun ilgi ile her geçen gün bizleri büyülemekte. Onun modelinde hayatı öğrenmeyi gözlemlemekte, hatalarımızı düzeltmekteyiz.

Biliyoruz ki çok daha iyi insanlar olmamız gerek, öyle ki bir anne-babanın çocuğuna verebileceği en güzel hediye olan «mutlu bir çocukluk»tan oğlumuzu mahrum bırakmayalım.

İyi ki doğdun Yağmur

4 yorum:

  1. süper bir yazı olmuş. başka bir şey söyleyemeyeceğim.

    YanıtlaSil
  2. yağmur büyüdüğünde bu yazıyı okuyunca eminim ki çok mutlu olacak ve duygulanacak.Ne kadar da anlamlı, samimi bir yazı.

    YanıtlaSil
  3. mine senin blogu okumaya bir süre ara veriyorum!! artık her yazıda aglamaya basladim.

    YanıtlaSil
  4. Selen, teşekkürler :) Akgün'den de bekliyoruz böyle performanslar.
    Emel, ona böyle bir hatıra bırakabildiğimiz için çok mutluyuz zaten.
    Ayşegül, sen dur daha çok ağlayacaksın :) yolu yarıladın sanıyorsun ama herşey yeni başlıyor. çok heyecanlı günler seni bekliyor.

    YanıtlaSil