Büyüyorum

Lilypie Second Birthday tickers

11 Mayıs 2011 Çarşamba

Back in town




Yazmak için biraz geç oldu ama geçen hafta İzmir’den döndük.
Seyehatimizin son 3-4 gününü Emel teyzesinin yanında Manisa’da geçirdik. Oraya gitmeden önce anane ve dedesinin yanında max. 5 dak. oyalanıp,  ‘anneee’ diye eteğime yapışıp, bana hiçbir iş yaptırmadı Yağmur.
Teyzesini görünce de ‘teyjeemm’ diye onun peşinden ayılmadı, hatta beni gözü görmedi bile.
Şeyydayy, şeyydayy (Serdar) diye diye enişte düşkünlüğünü de kanıtlamış oldu.

Hala ya da Deniz dediğimiz de Oojj (Oğuz)’u mutlaka o ekliyor.
Biz :-Oğlum bak halaya gidiyoruz.
Y: OOjj
Biz: Deniz geliyomuş bak ne güzel oynarsınız
Y: Oojj

Evden uzakta kaldığımız sürece bir olumlu, bir de olumsuz gelişme oldu.
İyi gelişme, iştahı açıldı, ne verdiysek silip süpürdü. Hatta yetmedi kubiye kubiye (kurabiye) diyerek ananesinin peşini verene kadar bırakmadı.
Olumsuz durum ise uyku düzeni tamamen allak bullak oldu, gece 11-12’de zar zor uyutuyorduk. Sabah 10-11 gibi kalkıp, öğleden sonra 4-5 gibi gündüz uykusuna yatıyordu. Gece 2-3 kere uyanıp, her uyanışında bir kutu süt içmeden geri yatmıyordu. O uyuduğunda ben de pestili çıkmış bir şekilde sızıyordum.

Eve döndüğümüz gibi eski iştahsız ama uykusu daha düzenli günlerimize geri döndük, baba sayesinde tabii. Bana kalsa yine gece yarısında önce uyutmayı beceremem heralde. Gece kalkıp kalkıp süt içme durumumuz hiç değişmedi bu arada.Her şeyi yiyen halini ise çok özledim, aynen eski günlerdeki gibiydi. O yedikçe ben doydum. Doydum derken, yemek yememezlik etmedim tabii hiç .

Dönüş yolculuğunu uçakla yaptık, ana oğul baş başa. Havaalanında inip kalkan uçak göremedik maalesef. Duran uçakları ne zaman göstersem bana ‘büyük’ dedi hem de her seferinde.
Havaalanında beklerken, dolaşmadığı zamanlarda saksıların toprağıyla oynadı.  Bitkinin yaprağıyla, yere oturup pusetini tamir etti. Bana bakıp bakıp ‘tamiyy’ dedi. Ben de Yağmurla beraberken, kucağımda ya da elimi tutmuş yanımda dolaşıyor olmamanın keyfini birkaç dakika daha sürebilmek adına, ne toprağı karıştırmasına ses ettim, ne de yere oturmasına, pis tekerlekleri güya tamir etmesine.
Saltanatım kısa sürdü ama. Uçakta kemerleri bağladığımız gibi bağırmaya, kemerden kurtulmaya çalıştı. Çıkaayytt, bıyaakk, iinceeekk, gidek… gibi çeşitli şekillerde sıkıntısını dile getirdi. İnişte ve kalkışta birşeyler yedirip, içirmeye çalıştım ama onları da döktü saçtı üstümüze başımıza. Kemer ikaz ışıklarının söndüğü her saniyeyi uçak içinde dolaşarak geçirdik mecburen. Herkesin koltuğunu kontrol etti, müzik kanallarının ayarlandığı göstergelerle oynadı, insanların dinlediği kanalları değiştirdi. En çok da tam arkamızda oturan 2 genç kız ile ilgilendi. Çocuk çapkın işte naaparsın… Kızlar da çok ilgilendiler sağolsunlar. Okumayacak olsalar da onlara ve böyle zor zamanlarda başkalarının çocuklarıyla ilgilenip, küçük çaplı kıyametlerin kopmasını engelleyen herkese teşekkür ederim. Bahsettiğim ilgi de uzaktan yüzünü açıp kapayıp ce-e yapmaktan öte bir şey değil bu arada ki Yağmur da kahkahalardan keyiften yıkıldı.
Otobüsten, uçaktan, vapurdan…vs. inerken çocuklarıyla ilgilenip mızıklanlanmalarını az da olsa engellediğim için teşekkür ettiğinde insanlar, ne var ki bunda kim olsa yapardı bu kadarcık mikilik, diye düşünürdüm Yağmur’dan önce. Ama hiç de öyle değilmiş durum, etraf buzdolabından hallice insanlarla dolu. Bu durum Yağmur’u hiç bozmuyor ama, o her şekilde kendine ilgi gösterecek sıcak kanlı insanları buluyor.

1 yorum:

  1. bu yağmur süper yahu. uçak ve yabancılara teşekkür konusunda ben de katılıyorum sana sonuna kadar... sevgiler,

    YanıtlaSil