Yazdığım son yazının 1. ay dönümü hatırına yazayım en azından diyerek başlıyorum Yağmur efendinin marifetlerini anlatmaya.
Son günlerdeki en enteresan gelişme Yağmur’un tren aşkının bitmiş olması. Yağmur’u tanıyan herkes, onun sırf trene binmek için, bazen aynı gün içinde defalarca, parka gittiğini, trenden inmemek ya da gidip tekrar tekrar binmek için türlü taklalar attığını bilir. Ama artık zinhar binmek istemiyor, hatta durup bakmaya bile tahammülü yok. Sebebini sorduğumuzda standart cevaplar, ‘çünkü binmek iştemiyoyum… iştemiyoyum işte… ben tiyen sevmiyoyum aatık… vs.’ Korksa söylerdi diye düşünüyorum, zira kaydırağın tepesinde bile bazen ‘ben kookuyoyum’ diyerek durup hiçbirşey yapmadan onu almamızı bekliyor.
Bayram tatilini fırsat bilip Koç müzesine götürdük Yağmur’u. Çeşitli makinelerin, motorların şeffaflaştırılıp, düğmeye basılarak çalıştırıldığı kısım ilgisini çekti en çok. Mekandaki başka çocuklarla itişip kakıştı, ‘ben basıcam sen basma’ kavgası yaptı bol bol.
Trenlerin olduğu bölüme gelince, ‘ben makinist olcam’ diyerek tüm trenlere bindi. Bir tanesinin kumanda paneline bakıp, ‘bunun diyekşiyonu yook ki’ dedi. Nerden kontrol edeceğini gösterince ‘bunun koltuu da yoook’ dedi. Sonuçta her yerini dolaştı trenlerin ve inceledi.
Biz de tren sevgisi geri geldi diye sevinerek, nostaljik tren turuna katılmaya götürdük Yağmur’u. Kalkma saati gelene kadar etrafta dolaştık, trene indik bindik falan. Kalkma saatinden 5 dakika önce de ‘ben buna binmek iştemiyoom, indiyiin beni’ diye kıyametleri kopardı.
Çocuklara yönelik yapılmış bir kısım vardı. Orada gördüğü minyatür bir arabaya binicem diye tutturdu. Zor bela ikna ettik binilemeyeceğine. Derken başka bir çocuk geldi, o da Yağmur gibi arabaya oturmak için yapmadığını bırakmadı. Yağmur çocuğu fark eder etmez, ‘binilmiyoo ona, binilmiyoo ona’ diyerek üstüne yürümeye, arabadan uzaklaştırmaya çalıştı.
Bisikletlerin sergilendiği yerde de yine halatlı bariyerleri aşmaya çalıştı. ‘bıyakın beni, bişiklete bincem ben’ diyerek.
Bir de pek hoş olmayan bir atlı karınca maceramız var. Müze bahçesindeki oyun parkını ve atlı karıncayı farkedince, doğal olarak, gitmek için delirdi, uzun süre ağladı. Gereksiz yere inatlaştık sanki kazanabilecekmişiz gibi.
Sonuçta çocukların kesinlikle görmesi gereken bir yer Koç Müzesi ama 2 yaş biraz erkenmiş. Neyse daha çok gideriz biz oraya.
Mevzudan alakasız ama ilk hayvanat bahçesine götürmemiz de çok erken olmuştu, henüz 5 aylıktı İzmir’deki doğal yaşam parkına gittiğimizde. Fuar’daki hayvanat bahçesi oraya taşındıktan sonra hiç görmemiştim, benim için iyi oldu.
Bundan tam 1 sene sonra, Yağmur 17 aylıkken tekrar gittik. Geçmiş postlara göz attım ama nedense bahsetmemişim. Burada not not etmiş olalım en azından. Fotograflar da 7 öncesinden.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder