Büyüyorum

Lilypie Second Birthday tickers

6 Haziran 2011 Pazartesi

Bisiklet, tamiy, tiyen, paya ve Yaamuy



Nereden başladı bilmiyoruz, ama bizim ufaklıkta KBG (konuşmaya başladığı gün)'den beri bir tamir hastalığı var ki sormayın gitsin. Ne zaman bir şey çalışmasa, alıyor oyuncak tornavidasını "tamiy tamiy" diye dolaşıyor.


Yakınlarda "bozuk değil kapalı" lafını anladı da biraz kurtardık.

Aslında bu uzun süredir değinmek istediğim bir konu, kısmet bugüneymiş.
Dedim ya bizimkinde iflah olmaz bir tamiy merakı var, ama böyle dağlara taşlara sığmıyor.

Hatırladığım kadarıyla ilk nüksettiği yer, bizim egzersiz bisikleti oldu. Çocuk bir yaşının sonlarına doğru evi keşfetme çalışmaları sırasında onun bir bisiklet olduğunu anladı. Fakat anlamadığı neden hareket etmediğiydi. Önce tekerleği ile bazı deneyler yaptı, tekerleğin sorunsuz döndüğünü öğrendi, ondan sonra ise nasıl olduysa tekerleğinde yeteri kadar hava olmadığında karar kıldı ve ilk bulduğu pompa ile hava basmaya başladı.

O gün bugündür Yağmur bütün boş zamanlarında ya tekerleğe hava basıyor, ya da eline aldığı oyuncak tornavida ile orasını burasını karıştırıyor. Abartırsam, bisikletin onda bir fetiş olduğunu bile söyleyebilirim. Eminim geceleri, bir gün o bisikletin yerinden kurtulduğunu ve onla tepeler bayırlar aştığını hayal ediyordur.
[Fotoğrafta: "Oğlum, nerde kaldı bizim çaylar" diye içeri seslenirken görülüyor. Üstündeki yelekteki lekelerden anladığımız
kadarıyla babaya emanet edildiği günlerden biri :) ]

Mesela aynı şekilde, kapatılabilen herhangi bir şeyin kapalı olmamasına da dayanımıyor. (Güvenlikçinin oğlu işte!) Mesela televizyon. Onun için televizyonun açılmasının ve hatta varolmasının birincil sebebi, kapatılması. (Düşününce, bu velet yine bize bir mesaj veriyor gibi gelmeye başladı) Devamlı televizyona tırmanılıyor ve özenle kapatılıyor. Kapalıysa açıldığından emin olunup, sonra kapatılıyor.

Mesela buzdolabının "Yağmur açmasın diye takılmış çocuk kilidi"nin açık olmasına (yanlış okumadınız) dayanamıyor. "Abicim, kilit işte, takmışsınız bari adam gibi kapatın" yaklaşımında :)

Açıkcası şimdiden "Biz bu çocuğa bazı kavramları nasıl anlatacağız" diye içten içe dert ediyorum. Artık bütün çocuklar, indigo, bütün çocuklar tasarım ya, ebeveynlerin de böyle saçmasapan butik dertleri oluyor kanımca.

Nasıl mı? Mesela para denen şeyi nasıl öğreteceğiz diye merak ediyorum;
"Bak oğlum bu para. Bi başına hiçbir pratik yararı yoktur, bir işe yaramaz ama herkes ona sahip olmaya çalışır. Çünkü o çok sevdiğin şeker, portuk ve diğerlerini bunla alırsın. "

"Peki siz benden niye para istemiyorsunuz?"
"Orası biraz karışık. Biz sana veriyoruz çünkü seni seviyoruz, eksik kalma istiyoruz."
"Şimdi bize para karşılığı bir şeyler verenler bizi sevmiyor mu?"
"Sanmıyorum, onlar da seviyordur ama bu şekilde değil. Tam öyle değil, yani onlar da bizi seviyor, aynı şehirde, aynı mahallede oturuyoruz ama, başka şeyler almayı da istiyorlar, o başka şeyleri almaları için de başkaları onlardan para istiyor. Bak mesela onlardan para isteyenler bizi sevmiyor olabilir, daha doğrusu tanımıyorlardır muhtemelen."
"Yani bizi çok sevenler bir şeyler veriyor, az sevenlere para veriyoruz"
"Eeee..."
"Peki bu para nerden bulunur?"
"Biz her sabah işe gidiyoruz ya"
"Beni bırakıp..."
"Eevet?"
"Bizi az sevenlere vermek için para kazanmaya mı gidiyorsunuz?"
"Eeevet"
"Bunu da beni çok sevdiğiniz için yapıyorsunuz."
"..."

Nerden mi geldim bu konuya? Beyzade geçenlerde para kavramı ile bir şekilde tanıştı da ondan. Hem de ne tanışma, kendisine saymayı öğretti! Evet "kargaya yavrusu kuzgun görünür " atasözünü ben de biliyorum ama bizimki şu an itibariyle üçe kadar sayabiliyor. Aslına bakarsanız bütün ihtiyacı olan da o, çünkü ihtiyaç duyduğu para da topu topu üç tane elli kuruş.

Baştan başlasam iyi olacak sanırım anlatmaya.



Aslına bakarsanız bizimkinin tamirden bile büyük tutkusu hatta saplantısı parktaki tren. Birçok gün parka gitme sebebi o trene binmek. Tren dediğim de her ne kadar elektrikli olsa da böyle 150-200 metrelik bir hatta kendi çapında fena da hız yapmayan bir dalgamotor. Öyle birçok lunaparktaki trenlerden hallice (en azından İzmir Fuar'daki trenin yanında TransSiberya kalır). Neyse, diyorum ya bizimki bayılıyor bu trene, her parka gittiğinde ona binmek istiyor, hem de "gine gine" binmek istiyor.

Hangisi daha önce oldu bilmiyorum, tren bozuldu da onu mu söyledik, yoksa trene götürmeye halimiz olmadığı bir gün "bozuk" mu dedik bilemiyorum ama beyzade bir şekilde fena içerlemiş bu konuya. Dahası, galiba bir gün trenci amcanın trende bir şeylerle uğraştığını, treni "tamir" ettiğini görmüş. O gün bugündür "tamiy" kelimesinin çınlamadığı gün olmadı evimizde.

Biz bu zararsız fenomenle (kendisi oğlumuz olur) eğlenirken, bir de başımıza para mevhumu çıktı. Sevgili Ayşe teyzemiz bundan bir, birbuçuk ay önce Yağmur'u trene götürdüğünde bir şekilde yanına para almayı unutmuş. Üzülerek Yağmur'a "paramız yok" demiş.

Yağmur'un yerine koyun kendinizi, trenin dibindesiniz, tren çalışıyor ama binmenize izin verilmiyor. Önce başka bir çeşit "tamiy" konusu olduğunu sanmış, "Bozuk? bozuk?" demiş, "Yok bozuk değil ama paramız yok" diyince çocuk "payaaaa" diye takmış kafaya. Ama ne takmak...

Daha önce uyuması için masal anlatırken "Keloğlan o gün park'a gitmiş" dediğimizde "bozuk bozuk" diyen çocuk, şimdi Napolyon gibi "paya paya" demeye başladı. Hatta bunu kafasında öyle bir oturtmuş ki, bu kadar uğraştan dolayı bisikletin de tamir olduğunu fakat para olmadığından dolayı gitmediğini düşünmeye başladı. Sanırım parayı bir çeşit yakıt gibi algılıyor. O yüzden de ne zaman bozuk para bulsa bunları gidip bisikletin tekerinin ızgarasından içine atmaya başladı.

Dahası Özlem ablası ile geçirdiği iki günden sonra, trene tam olarak kaç para gerektiğini de öğrendi. Trenci amca tam üç tane elli kuruş alıyor trenle bir tur atmak için (haftasonları dört tane oluyor ama Yağmur bunu bilmiyor). Neyse, Yağmur bu sayede öğrendi ki işe yaraması için üç tane para gerek!

Peki bu hayatımızı nasıl etkiledi? Artık Yağmur "paya paya" diye geldiğinde, bir tane teklik tutuşturup eline yollayamıyoruz. Mutlaka üç tane para vermemiz lazım, bir tane ya da iki tane verdiğimizde üç üç diyor, dört tane verdiğimizde de üçünü alıyor, dördüncüsünü bırakıyor.

Ha buna "üçe kadar sayıyor" der misiniz? Ben derim.

Fakat yine para etmedi, egzersiz bisikleti bir şekilde yerinden kımıldamadı bile. Hal böyleyken, zaman zaman Yağmur bile çaresizleniyor, onu bize "yahu bu hiçbir yere gitmeyen bisikleti niye aldınız ki?" gibi bakarken buluyorum. Açıkcası bugüne kadar elbise askısı olmak dışında bir işe yaramamış bu bisiklet konusunda pek de elle tutulur bir cevabımız yok, dolayısı ile gözlerimizi kaçırıyoruz annesi ile.



Ama Yağmur'un araştırmaları her fırsatta devam ediyor. Geçenlerde apartmanın girişinde bulunan ve muhtemelen onbeş yıl uzaklıklıktaki bisikleti görünce bıraktı bizi, kurcalamak için onun yanına gitti. Tekerine baktı, süspansiyonlarını inceledi (malum egzersiz bisikletinde yok) fren mekanizmasına baktı, hatta pedalları bile bir denedi.
Ama sorun yine aynı, teker dönüyor fakat bisiklet gitmiyordu.


Döndü bize baktı. Şimdi gel de anlat çocuğa;
"Oğlum o bisikleti zincirlemişler!"
"Niye ki?"
"Çalmasınlar diye"
"Çalmak mı o ne?"
"Para vermeden almak."
"Sevmek diil mi o?" (Pirate Bay'e bütün saygımızla)
"..." Burada benim laf ebeliğim biter.

Sevgili oğlumuz Yağmur, elbet bir gün topal bırakılmamış, zincirlenmemiş bir bisiklete binip turlayacak, bozulursa da inip aynı keyifle tamir edecek.

Gerçek bir hacker yetişiyor, kelimenin tam anlamıyla :)

1 yorum:

  1. Alçak gönüllü usta olacak anlaşılan...YAğmur hünerlerini tamiy den yana kullanacağa benziyor annesi, çok şanslısın.Büyüdüğünde bozulan eşyalarını sevgiyle tamir edecek bir meleğin olacak :)))

    YanıtlaSil